11 Aralık 2011 Pazar
Moda mı dediniz??
Ay kefen bezi biraz sardı gibi vücudumu..
Bu tabut biraz dar mı oldu bana?
Bi baksana, musalla taşının üzerine yakışmış mıyım?
Kabirde toprak tonları tercih edilmiş, fakat biraz sıkıyor gibi bedenimi.
Nooldu şekerim, röportaj için mı gelmistiniz?
Ne elinizde kasetim mı var? Tüm insanlığa aynı anda mı yayinliyacaksiniz?
Aradan bazı yerleri çikaramaz miyiz..
Taaanrıım!!! Sonunda meşhur olucam galiba?!?!
8 Aralık 2011 Perşembe
Kafa
Ve bir silah patladı
Kelimeler kurşun ağırlığındaydı.
Kurşun dökmeli gecenin kulağına
Acele
Kelimeler sebep,
namlunun sıcak ucunda tüten...
Sabret, göreceksin
Gece ne cümlelere gebe,
Göbekbağını kendi kesecek..
6 Aralık 2011 Salı
İki yüzüm, iki gözüm
Biri çürük kısmı ampute etmek için kesilip ayrılmış,
bir elmanın iki yarısı gibiyiz.
Almaz beni gören kimse seni eline.
Ben yaranım, ayıbınım.
Sitemkâr, bahaneci, fazla yakın bir uzak
Ölüm gelir gibi geldin sen bana
İkinci baharı olmaz çürüklerin.
Ki senle birse, kaçamazsın da, kovalayamadığın gibi.
Bırak ayırsın bizi, anestezik bir neşter.
Ben kalan ömrümü sarhoş yaşayım.
3 Aralık 2011 Cumartesi
Ne bir ses
Şimdi kurumuş bir pınar gibi, sessiz, susuz, çatlak, boş... Hiç ama hiçbirşey ona lezzet vermiyor, herşey sondemlerini yaşayan yarı ölü ihtiyarlar gibi gözünde.
Bitip gidecek. Hızlı ve acısız olsun mümkünse.. Ve asıl cümbüş başlasın...
2 Aralık 2011 Cuma
Hey. Naber?
Bir kol omzunda. Bu mudur? Ne kadar çok aşk geziyor sokaklarda. Ne kadar çok aşk dökülüyor kabından insanların. Ben susuzsam bundan kime ne. Acı vermeyen şeyden hayır mı gelir..
Böğüre böğüre ağlaya da bilirdim. Ama yapmadım. Kimseye geçici veya kalıcı rahatsızlık vermek istemem ama etrafta dolanmak zorundayım, aşk benim ayaklarıma dolanmazsa patırtı çıkarmam. Düşerse entarim düşer tepetaklak, belki içinde biraz da ben olurum o esnada.
Zaman desin biri bana, ne de çabuk geçiyor, saat onikidir söndü lambalar. Uyu desin, uyu da turnalar girsin rüyana. Hiç böyle hayır dua olur mu? Baktım rüya tabirine, tuhaf adam ve yolculuk demek turna. Deli misin? Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar mı? Ama ay dedin, çakallar dedin, ben de baktım göğe, tuhaf olan senin söylediklerin. Bak aşktan ölmek istemem tamam mı. Ama ıslansam azıcık Allah'ım, çok mu kabiliyetsizim?
ÇOK MU KABİLİYETSİZİM? Söyle. Ben hiç sevilmeyecek adam mıyım? Her bakışımda kötü manalar, alt metinler mi var? Ne demeye çalışıyor olabilirim? Peki sen, sen ne anlamaya çalışıyorsun? Aptal mısın çokafedersin. Neden hala hayal olmakta ısrarcısın?
Ol desin ve OL ARTIK! Şehirde daha fazla sokakları, köşebaşlarını kollayarak yürümek istemiyorum aşka toslamamak için. Daha da kötüsü, onu üstüne basıp ezdikten sonra, bu ezdiğim neydi yav hissiyatıyla dönüp baktığım yerde görmekten korkuyorum.
Artık çok şey biliyorsunuz ve maalesef sizi imha etmem gerekecek. Bunun için tek bildiğim yöntemi devekuşlarından öğrenmiş olmam da sizin şansınız. Elveda.
16 Kasım 2011 Çarşamba
Nası bir cümle bu şimdi? Neden ben söylemeden o söylemiş...
Goethe
15 Kasım 2011 Salı
Acıya
Ağla.
Bu gün şeker yok sana.
Kardeşinle paylaş boş avuçlarını
açlık ye
susuzluk iç.
Ta ki
Uzak kardeşinle
Ruhun kaynaşsın.
Şarkılar.. Akrepler..
Ve bir şarkı bazen bir aşk getirir koyar kalbin tam ortasına.
"Kadınlar sansa da yaşadığını,
Şarkısız kaldıkça yaşamayacak..
Kadınaları şarkılar, akrepler aydınlatır.."
Bir kadına yazılmış en güzel şiirle kapatalım mevzuyu.. Susalım..
Hüdai defterimden bir yazı
Bu damlaların hammaddesi safi mutluluk. Ve sevgi yeterli doygunluğa ulaşınca, insanın kalbi ısınıyor, harareti gittikçe artıyor. O zaman tatlı bir kıskançlık, göze girme çabaları, bir emrine amade oluş tetikleniyor..
İnsan, bir insanı neden sever peki? Herkes kendisi gibi et ve kemik ve kandan ibaret halbuki.. Neden bazı kimseler daha sevgili? Düşüncelerimin etrafına üşüştüğü ateş işte bu sualle tutuştu.. Ve körüklendi sevgi büyüdükçe..
"İnsan ne ile yaşar" dan daha mühim bir mesele benim gözümde, "İnsan ne için sever?", kimi sever? Bu plastik dünyanın, materyalist düşüncenin cevap veremeyeceği bir soru işte. Güzel olan sevilirmiş. Ama çirkin, yüzüne bakılmayacak derecede çirkin bir kimseyi, sadece sözlerine kapılarak sevebilir bir insan. Görmesi bile gerekmez. Ya da anlatilanlarla tanıyıp sever..
Hayranlık başkadır, sevmek bambaşka. Bu, tohumu insan eliyle atılamayacak derecede aziz bir duygu. Ruhî kabiliyetlerin en yücesi..
Ama mutedil bir sevgi, tecrübe gerektiriyor. Bu denli lezzetli bir sevgiyi, ilk kez tadan biri bunca yıl onca sevdiklerini nasıl bir duygu ile sevmiş olabileceğini anlayamıyor.
Halbuki ki bundaki o muhteşem lezzet sadece ve sadece Allah için sevmek olmasından. Bir insan bir insana gerçek bir sevgiyi ancak Allah için severse duyuyor. Bu ana-baba-kardeşe duyulandan da öteye taşınabiliyor zamanla. İşte uğruna can feda edilecek bir muhabbet bu minval üzere doğuyor.
11 Kasım 2011 Cuma
Sade
Allah Âlîm olan olduğu halde, kitabı Kur'an da her yaş ve zekadan bütün insanların birşeyler anlayabileceği kadar sade ve anlaşılır cümlelerle bize seslenir. Bu tabii ki onun mucizelerinden biridir o bir kutsal kitaptır ancak bize ibret olması için Rabbimiz tarafindan inzal edilmiştir. Bu yüzden bizim de elimizden geldiğince yaratıcının bu sünnetini taklid etmemiz gerekir. Mü'min kimse ya hayır konuşur ya da susar. Ama konuştuğu zaman anlaşılır olmalıdır, insanların vaktini alıyorsak onlar bu vakti birşeyler kazanmış olarak tamamlamalı. Yalnız ve yalnızca edebiyat yapmak için süslü kalabalık yazılar yazmak Müslüman kimseye yakışmaz..
Rabbim bize tıpkı Mü'minun suresinde anlatıldığı gibi malayani işlerden yüz çeviren kimselerden olmayı nasibeylesin. Elinden, dilinden mü'minlerin istifade ettiği kimselerden etsin.
10 Kasım 2011 Perşembe
Suni gibi ama gerçek bir cümleyle başlar bazen bir şiir
"Ne çok aç var"
Ne çok gülümsememizi bile esirgedigimiz mendil satan çocuk var
Mendil reklamlarına kanmışlar besbelli,
çünkü orada bir mendille okulun en güzel kızını tavlayabilirdiniz..
Halbuki hay aksi
Onlar toprakla kardeş
Onlar yalın sırt, yalın ayak, yalın bakış
Safi ihtiyaç onlar, çocukluk, yaramazlık..
Bir tebessüme tav olmaya hazır
Yürekleri onların da atıyor yavru serçeler gibi..
Ellerinden tutup bir çay söylesem
Beraber biraz keyif yapsak biraz benim
Benim
Benim
Hayatımdan ince dilimler koysam tabağına
Tadı tuzu eksik
Ayaklarına toprak değmemiş..
Alabildiğine fazla herşey hayatımda.
Belki bu fazlalığı kesip atsam,
bir mendilim kalsa elimde geriye
güneşte başıma örtsem, üşüyünce burnumu gömsem,
belki ölünce kefen bezim olacaktır..
Yıldızlarda yoktu mesela mendil bile bindörtyüz yıl önce..
Çok işe yarar şu mendiller,
dünyayı kurtarmaya muktedir,
her insan bir dünya ise eğer
çakmak gazı çekmekten kurtarsa yeter
Ne dertlerinizi var ki sizin, benim ölsem anlayamayacağım..
İplik yumağı gibi dolanıp kaldınız
Teselliyi çakmakta aradınız
Beynime çakıldınız
Pek kalkıp gidecek gibi görünmüyorsunuz
Hepimiz yalancıyız
Hepimiz riyakar
Hepimiz kibirli
İğrenç! İğrenç
Hepimiz dediğim
ben ve diğer yüzlerim;
Bize kalsa
çoktan karnını deşmiştik dünyanın..
Her an yaratılış var diyoruz
inanmıyorlar.
Ne sandınız, yaşadığı evi toparlamaktan aciz bize kalmış olsaydı şu dünya
ne halde olurdu
düşünmez misiniz?
Ağlama, geldim..
Pembe
Sonbahar yaprakları birikmiş bahçesinde beyaz boyalı salıncağı sessizce sallanan bir ev.. Dinlemeyi seven bir çınarım olsun, öğüt veren bir de söğütüm. Bak yine sahiplenme kelimeleri dökülüyor ağzımdan. Hayır, ben onların olayım, onlar benim olmasın. İstedikleri hayatı özgürce yaşasınlar, asla bir saksıya koymam onları. O küçük dünyamızda hepimize yetecek kadar toprak olacak nasılsa. Bahçemde hep meyvesiz, faydasiz bitkiler yetiştirmek isterim bir de. Hiç kimseye en ufak bir faydası olmayan, başka dünyalarda olsa kökünü kazımak isteyecekleri bitkiler.. Sadece ve yalnizca ben olmak isterim orada, bir de gözleriyle gülen komşularım olsun. Birbirimizin çöplerine bile şefkatle bakalım. Teknolji kelimesi en büyük hakaret olsun, uzak olsun. Irmak olsun, balıklar olsun.. Sabahken sabah gibi, akşamken akşam gibi olsun. Kimse kimseyi delice sevmesin. Herkes akıllı uslu olsun. Ya da aslında herkes deli olsun. O da olur. Ama herkes derdini de sevincini de sadece ağaçlara söylesin.. Zamanı ölçmeden tartmadan, az ya da çok demeden yaşayalım ölelim.. Kuşlarla uyuyup kuşlarla uyanalım.. Kimsenin sesi kimseden yüksek çıkmasın..
Bütün işlerimi en ufak ayrıntısına kadar emek vererek kendim yapmak istiyorum bir de. İnsan emek vermediği birşeye ümit beslememeli çünkü. Hiçkimse için istemeden bir şey yapmak zorunda olmayayım, kimse bana lutfetmesin, ya da hatır diye bir olgu yokmuş olsun meğerse.. Herkes şarkı söyler gibi mutlu ve kolay yapsın günlük işlerini, kimse keyifsizken şarkı söylemek istemez ki..
Mutluluk kelime olarak değil bir duygu olarak var olsun istiyorum. Kelimeler olmadan anlaşabilelim. Gözlerimizle sevip gözlerimizle gülelim. Kimseye dokunmayalım. Ağaçlara sarılalım. Salıncakta uyuyalım... Havada hep sevdiğimiz kokular...
Şimdilik istediklerim bu kadar..
25 Ekim 2011 Salı
Help
Allahım.. Yardım.. Help.. Sos.. Meydey..
Kafamı duvarlara vurup vurup kırasım var...
8 Eylül 2011 Perşembe
Tektipleşmeye protesto
Bu tür kalıcı ve muhteşem eserlerde en çok dikkatimi çeken şey şu ki, hiçbir motif birbirini taklid etmiyor. Sütunların şekli bile farklı birbirinden, kaldı ki çini motifleri, tavan işlemeleri, ahşap ve taş oymalar ve daha pek çok ince ayrıntıda bunu mükemmel bir şekilde farkediyorum. Hepsine tek tek el değmiş, göz nuru dökülmüş kafa yorulmuş. Böyle olduğu zaman işte sevilir, ruh katılır, işte o zaman meydana gelen eser fayda verir insanlara. Ve böyle uzun yıllar sapasağlam yapana hayır dualar okutur.
Şu zamanda ise revaçta olanın el değmeden üretilmiş ürünler olduğu malum. Sanki el değmeyince değen şeyler ellerden daha mübarek. Her şey paketli, her şey tek tip. Fabrikasyon, soğuk, sanatsız, şifasız. Moda da buna destek olan en büyük unsur. Giyim vedahi hayat tarzlarımız aynileştiriliyor. Hem de ne ile, kültürümüze ve inancımıza tamamen uzak ve aykırı toplumlar ile. Dayatılan tek bir güzel algısına ulaşmak için neler yapılıyor.
Halbu ki "güzel" i kalıplara ve sınırlara sığdırmaya çalışmak oldukça sığ bir zihniyetin ürünü. Buna mukabil bizim kültürümüz gerçek güzele ulaşmak için önce kendi bakışlarını güzelleştirmeyi öğütler. Neticenin çok daha sağlıklı olacağı herkesçe malum.
Bize, sekiz yüz yıl sonraki torunlarına böyle eserlerle pek çok ibretler bırakan güzel ecdadımızı hakkıyla yadedebilir miyiz bilmiyorum. İnşaallah onların hayal ettikleri gibi güzel bir nesil olup biz de evlatlarımıza böyle güzellikler bırakabiliriz.
Vesselam.
Burada Eşrefoğlu Camiinin üç boyutlu görüntüsünü bulabilirsiniz;
http://www.3dmekanlar.com/tr/esrefoglu-camii.html
4 Eylül 2011 Pazar
Misafir
Bayramlık ağzımla yazacağım şimdi:) Bayram süresince özellikle son günlerde o kadar çok gezdik ki insan Yaratan'ın azametine hayran kalıyor..Fotoğraf köyümüze ait..
8 Mayıs 2011 Pazar
Günlerden bir gün
21 Nisan 2011 Perşembe
İstek Parça
Ruhumu karanlık ıssız ve üç tarafı çevrili bir kuytuya yerleştirmek istiyorum. Hatta oranın da en köşesini bulup oraya, kafamı dizlerime çekip, tünemek istiyorum. Kendimi sarabilirmiyim. Örtmek istiyorum pencerelerimi. Kapatmak tüm kapıları.
Her şey ben küçükken balık avladığımız zamanlardaki gibi olsun istiyorum. Tek çıkışa izin vermek ona da izin vermemek istiyorum.Bazen kullandığım kelimeler midemi bulandırıyor, kokuyor gibi. Düşündüğüm şeyler başımı döndürüyor, daha çok düşüncelerden dünyaya döndüğümde şiddetle sarsılıyorum. Hiç bir şey sandığım gibi değil. Olmayacakmış da. Ben terk edilmişim. Kendi halime bırakılmışım ama halime her daim tacizlerini sürdüren çelik pençeler var, acıtıyor kanatıyor ve halinden memnun. Halimi sevmiyorum. Yüzümü örtmek istiyorum. Kimse beni tanımasın istiyorum. Görünmez olmak istiyorum ama bilinmez değil. Ağızları mutluluktan çatlayacakmış gibi genişleyen insanlar görmek istemiyorum. Rüzgar hep serin essin hep yağmur koksun havada her daim hüzün halihazırda mevcut olsun istiyorum.
Tek bakış her şeyi anlatabilsin istiyorum.Dünyaya şöyle bir bakayım ve.. Ve ne olsun bilmiyorum ne bekliyorum bilmiyorum bilmiyorum bilmiyorum…Benim de hayattan ne beklediğimi bilmeye ihityacım var diye arzuhal gönderdim cevabı aldım; ölüm. Hayattan hayvanattan dahi ne bekleyeceğini bilmelisin ki alasın randımanı.. Şimdi hayvanat dedim de. Yine sarsıldı ruhum. Unuttuğum bir hassas bölge sınırına tacavüz edildi sanırım. Red alert light yanıp sönüyor batıp çıkıyor. El ediverseniz de şu batmışı bir iteklesek.
Şaka yapıyorum. Bu sevmeyi hiç istememiş olup çok sevdiğim birinin sünnetidir sık sık yaparım. O kadar ki artık yapma sebebimi unuttum kendimi şakacı sanıyorum uzun zamandır. Tabii ki ciddiyim. Sırtım kambur olacak ben otuzuma gelmeden. Hayır çok çalışmaktan felan değil. Durmadan içime kapanmaktan. İki büklüm oluyorum. Kapanıyorum.
Kapandım.
Ve
Koku.
Acı.
İzler.
Tırnaklar, çizikler. Koku.
Tırnaklar, çizikler. Yaralar. Patlamalar. Olacak şey mi?
Ben sevmediğimde beni sevmeliler mi. Bazen sevmediğin biri tarafından sevilmek acı verici oluyor. Umurumda. Çünki acımasız değilim. Ama bir insan kendini sevmeyen birini sevmemeli. Bunu anlamak çok mu zor. Gönül işi falan değil bu. Düpedüz akılsızlık. Körlük. Sevgini kime yönlendireceğini seçebilirsin bebeğim. Emin ol yapabilirsin.
Öksürük.
Dumansız hava sahası.
Daha konforlu bir hayat lazım. Malzeme lazım boş adamlara. Renkler uyum ve ahenk vardır onların dünyasında. Moda diye bir şey mesela. Bakma sen. Sen eldekilerle kanaat ordusu kurmaya bak. Daha fazlasını hiç isteme. Dünya seninle güzel. Ukba seninle güzel. Beni isteme. Temiz olsun, örtsün yeter senin için. Çünkü sen güzel olansın. Ben seni örtemem. Sen beni örtemezsin. Başkası görsün istemeyiz halbuki gösterişsiz, örtülü olmalı, hicap duyulası. Ama o iş öyle olmuyormuş. Riyakârlar riyakârlara düşmüyormuş. Ya da düşüyormuş da riyadan gerçeği göremez mi olmuşuz. Ne fark eder. Her halükarda ben sana göre değilim. Bende bir hal var.. Ki o hal pek iyiye işaret değil. Her sabah gözlerimi açtığımda kabre girmiş gibi oluyorum tekrar tekrar. Sen sanırsın ki gömülmüşüm bir keresinde kazara ve o anı yeniden yaşıyorum. Ölüm bu kadar ensemdeyken, başa çıkamam bu kadar şeyle. Ne zaman konsantre olacak olsam telaş dolu dünyama, soğuk soğuk üflüyor arkamdan bir nefes. Buz gibi oluyor içim, bunca koşturma niye?
Reklamlar.
Ve gelir en bomba kısmında biter değimli. Hayat da böyle işte. Tek farkla, yeni bölüm yok. Sorry, bütçe yetmedi, reytinginiz de fazla olmadığından bu hayat burada sona erdi. Nokta. Küt diye gitti değil mi. Yapayalnız kaldın o çukurun içinde, elin yüzün toprak doldu. Soğuk ve karanlık. Belki biraz da nemli.. Yarına yetiştireceğin işler, hastaların, yarın görüşeceğin müşteriler, yarın özür dilemeyi düşündüğün arkadaş, yarın almayı düşündüğün imzalar. Nerde? Peki, bu gün yaptıkların? Bu gün tahsil ettiğin faturalar, borçlar, senetler, banka hesabındaki paraların? Dün ve öncesinde yaptığın saçma sapan ihmalkarlıkların. Sen unuttun ama bir unutmayan var. Ve terazi keskin. Ve hesap çetin.
Karanlık.
Ve aydınlık.
Ve izler.
Geçmiş izlerle hatırlanır. İz bırakmayanlar ise sadece ilmi ve kudreti sonsuz olanın hafızasında mevcuttur.
Ve tırnaklar. Çalışma işaretidir, bir çeşit sembol.
Ve öksürük, soğuk rüzgarın bağra vura vura yaptığıdır.
Ve koku. Karanlık ve soğukken toprağın altında. Hele ki nem de varsa.
Ve çizikler, gün saymaktır.
Ve patlamalar amansız bir korkunun eseri; göğüs göğse dövüşmeye yüreği olmayanların tutumu.
Ve acı, olmamasını umduğum ama olması muhtemel olan.
Ve sen, seni sevmeme rağmen beni seveceksen. Ben seni örtemezken sen bana kucak açacak, olanca mümbitliğinle yeşerteceksen. Belki seveceğimi bekleyeceksen. Ve armağan ettiğin bir iz ise bana silinmeyecek. Bekle o zaman filmin koptuğu yere, teslim olduğum ana dek. Acı seninle olacak. Ama kanaat tüm kapıları açar. Sahip olduğundan fazlasını istememeye devam edersen. Belki bir riyakara hak kazanabilirsin. Belki sen de bir riyakarsın. Belki yerin altı üstünden daha cömert olur ikimiz için de.
Ve acı-tatlı son.
Nihayet.