Yürüsem, üzülsem, bakınsam
sürüsem kalbimi, yerine taş takınsam
azaltsam düşünmeyi
-durdursam nehirleri, çevirsem
aynı şey-
seni..
Kanım sulasa patikamı
volta atıp gidip gele-aynı yine
izlerim silse baharı
ezsem geçsem umutları
hep aynı, çatlatıp, kan, tohum çanağını
taşlaşmış toprağı
işte filiz
sen.
Silsem yerden gökten
hatıratı söküp her kıyıdan köşeden
kaplasam, arıtsam "sen,yoksun!" la
sahilde, barakada, iskelede
kırda bayırda çayırda
yok ki
doğan her şey-aynı yine
sen..
Korkarım işe yaramayacak
vara bakıp yoku çizmek
olmasa da ne yapayım
ben artık
aynı yine
sen..
6 Aralık 2009 Pazar
Karmaşık duygular içerisindeyim be ağbi..
Hayat kısa kalan pek çok şey gibi.. Heyecanla gözden geçiriyorsun ve film o kadar kısa ki hemen başa sarıyor. Yumruk gibi. İki mideye bi surata çalışıyor. Hani geçmiş? Hani gelecek? Yok. Çok yetersiz, çok zavallı.
Herkes ne kadar da değerli. Güzel olmasan da sevilecek çok şeyin var diymi. Herkes haklı. Çalan çalarken, öldüren öldürürken. Ben de ölüyorum ve işte ben de haklıyım. Ölmekten başka ne işe yarar şu hayat. J Dedi ya bir büyük insan, bu dünyaya yaşamaya geldik derler, yanılıyorlar, bu dünyaya ölmeye geldik..
Yok yok. Kısa anlar olsa da uç uca eklenmeli hayat. Uzayıp gitmeli, hani küçücük bi kağıt parçasını öyle bi kesersiniz ki metrelerce uzunlukta bi şerit oluşur.. İşte öyle bir şey..
Her an yeniden yaratılış hali mevcut bilirsin. Bu da bir lütuftur, küllerinden doğmak için. Her an yanarsan her an doğarsın.. Ateş günahı temizler, yanmak kalbi pir ü pak eyler, yanmak, küllerini savurmak, ömrü bir rüzgâra dağıtmak, dünyayı aşkla tütsülemek, ruhu uçurmak kuşlar gibi, kuşları imrendirmek haline..Güneşe selam vermek, bulutlarla halvet olmak.. Hayatı an içinde an yaşar gibi, hani şu patruşkaları var ya Rusların, içinden bi küçüğü, bi küçüğü daha çıkan, işte onlar gibi uzun uzun yaşamak da var aslında..
Ve beklemek.. Bir şeyi bekler ya herkes. Kıpırdamadan, nefes almadan. Aslında kıpırdasa bi nefes uzağındadır.. Bilmez kimse. Kiminin beklediği çok uzaktır, belki de imkânsız gelir, ama belki oluru vardır, belki de bir kez dönüp baksa, bir kez dualarında istese, gel dese, affetse, özür dilese, gülümsese, karar verse, niyet etse, ilk adımı atsa.. Koşa koşa gelecektir, kim bilir..
Anılar..Anılar birleşse gelse, yağsa üstüne gözyaşları, yıksa beklemeleri, gözlemeleri, özlemeleri. Çözülse örülmüş her ne varsa.. İncecik ipliğiyle bize yaşanmamış anlar çekip getirse..
Ve bir şey söyleyeyim mi;
Kendiyle kalmayı ister dakikalar da. Yalnız bırakılmayı. Nasıl dersin, işte çok mutlu anların vardır ya, mesela deliler gibi sevdiğin ama uzaklarda olan birinin sesini yan odada duyuverirsin.. Kalbin boşluktaymış gibi çırpınıverir bir an. Bütün hücrelerin renkle dolar. İşte sen zaman ve mekandan ayrılıp o sesle havada asılı kalırsın bir an.Ve dakikalar kendi kedine kalır o zaman..
Hiç bırakmadın mı dakikaları kendi haline? O zaman nasıl hayattan beklenmedik güzellikler umar ki insan.
Ne demişti Teoman abi; Bu mektup da olmadı, kelimeler toparlanmadı.. İşte şimdi çöpe gidiyor..
Herkes ne kadar da değerli. Güzel olmasan da sevilecek çok şeyin var diymi. Herkes haklı. Çalan çalarken, öldüren öldürürken. Ben de ölüyorum ve işte ben de haklıyım. Ölmekten başka ne işe yarar şu hayat. J Dedi ya bir büyük insan, bu dünyaya yaşamaya geldik derler, yanılıyorlar, bu dünyaya ölmeye geldik..
Yok yok. Kısa anlar olsa da uç uca eklenmeli hayat. Uzayıp gitmeli, hani küçücük bi kağıt parçasını öyle bi kesersiniz ki metrelerce uzunlukta bi şerit oluşur.. İşte öyle bir şey..
Her an yeniden yaratılış hali mevcut bilirsin. Bu da bir lütuftur, küllerinden doğmak için. Her an yanarsan her an doğarsın.. Ateş günahı temizler, yanmak kalbi pir ü pak eyler, yanmak, küllerini savurmak, ömrü bir rüzgâra dağıtmak, dünyayı aşkla tütsülemek, ruhu uçurmak kuşlar gibi, kuşları imrendirmek haline..Güneşe selam vermek, bulutlarla halvet olmak.. Hayatı an içinde an yaşar gibi, hani şu patruşkaları var ya Rusların, içinden bi küçüğü, bi küçüğü daha çıkan, işte onlar gibi uzun uzun yaşamak da var aslında..
Ve beklemek.. Bir şeyi bekler ya herkes. Kıpırdamadan, nefes almadan. Aslında kıpırdasa bi nefes uzağındadır.. Bilmez kimse. Kiminin beklediği çok uzaktır, belki de imkânsız gelir, ama belki oluru vardır, belki de bir kez dönüp baksa, bir kez dualarında istese, gel dese, affetse, özür dilese, gülümsese, karar verse, niyet etse, ilk adımı atsa.. Koşa koşa gelecektir, kim bilir..
Anılar..Anılar birleşse gelse, yağsa üstüne gözyaşları, yıksa beklemeleri, gözlemeleri, özlemeleri. Çözülse örülmüş her ne varsa.. İncecik ipliğiyle bize yaşanmamış anlar çekip getirse..
Ve bir şey söyleyeyim mi;
Kendiyle kalmayı ister dakikalar da. Yalnız bırakılmayı. Nasıl dersin, işte çok mutlu anların vardır ya, mesela deliler gibi sevdiğin ama uzaklarda olan birinin sesini yan odada duyuverirsin.. Kalbin boşluktaymış gibi çırpınıverir bir an. Bütün hücrelerin renkle dolar. İşte sen zaman ve mekandan ayrılıp o sesle havada asılı kalırsın bir an.Ve dakikalar kendi kedine kalır o zaman..
Hiç bırakmadın mı dakikaları kendi haline? O zaman nasıl hayattan beklenmedik güzellikler umar ki insan.
Ne demişti Teoman abi; Bu mektup da olmadı, kelimeler toparlanmadı.. İşte şimdi çöpe gidiyor..
8 Kasım 2009 Pazar
Bişeyim yok merak etme, öylesine...
Oysa şimdi tek istediğim bir parça huzur. Kalıp. Ezberden konuşmak.
Oysa şimdi tek istediğim ne biliyor musun. Gitmek. Gitmek istiyorum. Ağlamanın normal sayıldığı bir ülkeye iltica etmem gerek. Ağlamanın hapşırmak gibi normal olduğu bir yere.. Belki çok yaşa falan deyip geçsin herkes. Ama üzerinde durmasın, susturmaya çalışmasın. Derdi verenin dermanı da vereceğini bilip, gülümseyip…
Ve yazarak konuşsak hep. Ben konuşsam sessizce. Merak edenler çevirip bakışlarıyla dinleseler. Böylece düşünerek de konuşmuş olmaz mıyız? Çok kelime bilmesem gerek de olmasa. Yüzümden halimi anlasalar. Bazen yüzümü de örtsem. İnzivaya çekilsem böylece. Ağlasam ağlasam kimseler görmese. Kimse benden metin yada çetin olmamı beklemese.
Ağlasam kız gibi. Hiçbir halimiz kıza benzemiyor burada. Burada biz kızlar kendimizi dövüyor itip kakıyor kartaltıyor törpülüyor nasırlaştırıyoruz. Bari ağlasak kız gibi. Sel olsa gözyaşlarımız. Halimize acımasa kimse. Biz dahil. Gerçek olsa sebebi acıtsa, boğsa kalbimizi, sızlatsa yaksa genzimizi, boğazımız düğüm düğüm olsa hıçkıra hıçkıra boğulurcasına, yırtılırcasına, sarsıla sarsıla ağlasak da sulasak o güzel yeri, hani ağlamanın hapşırmak kadar normal olduğu.. Yol yol olsa yüzümüzde, gözlerimizden kervanlar kaldırsak yürütsek o yollarla gecelerde, rahmetten deryalara…
Umduğumuzdan güzel karşıla ya Rab. İman nasibeyle bizlere. Hidayet nasibeyle.
Oysa şimdi tek istediğim ne biliyor musun. Gitmek. Gitmek istiyorum. Ağlamanın normal sayıldığı bir ülkeye iltica etmem gerek. Ağlamanın hapşırmak gibi normal olduğu bir yere.. Belki çok yaşa falan deyip geçsin herkes. Ama üzerinde durmasın, susturmaya çalışmasın. Derdi verenin dermanı da vereceğini bilip, gülümseyip…
Ve yazarak konuşsak hep. Ben konuşsam sessizce. Merak edenler çevirip bakışlarıyla dinleseler. Böylece düşünerek de konuşmuş olmaz mıyız? Çok kelime bilmesem gerek de olmasa. Yüzümden halimi anlasalar. Bazen yüzümü de örtsem. İnzivaya çekilsem böylece. Ağlasam ağlasam kimseler görmese. Kimse benden metin yada çetin olmamı beklemese.
Ağlasam kız gibi. Hiçbir halimiz kıza benzemiyor burada. Burada biz kızlar kendimizi dövüyor itip kakıyor kartaltıyor törpülüyor nasırlaştırıyoruz. Bari ağlasak kız gibi. Sel olsa gözyaşlarımız. Halimize acımasa kimse. Biz dahil. Gerçek olsa sebebi acıtsa, boğsa kalbimizi, sızlatsa yaksa genzimizi, boğazımız düğüm düğüm olsa hıçkıra hıçkıra boğulurcasına, yırtılırcasına, sarsıla sarsıla ağlasak da sulasak o güzel yeri, hani ağlamanın hapşırmak kadar normal olduğu.. Yol yol olsa yüzümüzde, gözlerimizden kervanlar kaldırsak yürütsek o yollarla gecelerde, rahmetten deryalara…
Umduğumuzdan güzel karşıla ya Rab. İman nasibeyle bizlere. Hidayet nasibeyle.
31 Ekim 2009 Cumartesi
nefes nefese
Fısıltılarla başladı her şey. Evren son anlarını yaşıyor oysa şimdi. Her şeye nihai noktayı koyacak olan tek şey ise fısıltının zıddı. Bir çığlık mı? Hayır bir ses. Sonuç ne olacak? Boru sesi? Ti. Ti ye mi alıyoruz kıyameti? Kimin var ki buna cesareti.Üfledi. Ruhundan üfledi. Sura üfledi. Annesine üf dedi. Üf deme. Af dedi. Sayılı nefes verdi. Nefes bir üf yada bir hu. Verilir ama nereye? Her nefesin hesabını vereceksek… cama hohlamayalım hiç. Boşa gitmesin nefesler. Ses olsun. Hayat olsun. Ruh olsun. Dua olsun. Doğum sancıları arasında alınan bir nefes olsun. Bir şehidin son nefesi olsun. Bir dervişin aşk ile söylenen Hu su olsun. İki nota arasında alınan nefes olsun. Bir ninenin torununu uyutmak için söylediği Hu su olsun. Allah için koşturanların durup bir soluklanması olsun. Bir ananın kaybettiği evladına ciğerden bir ah ı olsun. Toprağı çapa çapa kabartıp tohumları kucaklarına saçtıktan sonra çiftçinin bir oh u olsun. Bir alimin yada talebenin yorgunluktan uykuya kayan hafif solukları olsun. Tazecik bir bebeğin uykudan ayrılırkenki bir esneyişi belki. Ama bir mazlumun ahı, bir günahkarın vahı, bir zalimin kahkahası, bir esrarkeşin son fırtı, bir demkeşin kadehi diktiği tek nefesi, bir gafilin uykudaki horultusu, bir kafirin şirk kokan nefesi olmasın.Sayaç işliyor geriye doğru. Kaç nefesim daha kaldı? Bin mi? Onbin mi? Yüz mü? Üç mü? Peki bir? Neden olmasın. Sayaç işliyor her nefesim bir hayat olmalı! Nefesimi tutsam durdurabilir miyim zamanı?
şule diye biri
şule diye biri
29 Ekim 2009 Perşembe
Ölü
Vakit daraldı demiş ya Fethi Gemuhluoğlu. Hakikaten bana da öyle gelmekte. Sanki son demlerimdeyim. Ama hiçbir şey son demlerimde olmasını umduğum gibi değil.
Lise bittikten sonra tekrar bir toparlanamadım gitti. Şuursuzluk, kendini bilmezlik, hayalperestlik aldı başını gidiyor. Mecbur olmadıkça konuşasım gelmiyor. Etrafa çok bakıyorum. Bir sebepten ötürü etraftakiler benim kendilerine baktığımı görmüyor, konuştuğumu işitmiyor gibi geliyor. İnsanları insan gibi görmeye çalıştıkça gözümün önünde başkalaşıp tuhaf bir şeye dönüşüyorlar. İnsan karşısındakinde kendinde olanı görürmüş sözüne binaen kendimi daha çirkin daha ahlaksız daha sefil görüyorum. Kendimi de kendime uzaklaştıkça uzaklaşmış buluyorum. Bu belki de geri dönüşü olmayacak bir ayrılığın başlangıcı. Bir daha kendime gelebilecek miyim? Kendimi bilebilecek miyim? İnsanları insanmış gibi görebilecek miyim? İçimde huzurlu zamanlarımda beni dürten şeytansı nefesi ve nefsi alt edebilecek miyim?
Zamanımın hızla dolduğunu gördüğüm halde nasıl olsa sınıfta kalacak olmanın yeisiyle kâğıda alakasız resimler karalamaya başladım. Çirkin. Çirkin. Çok çirkin ve uygunsuz. Rahatsız edici ve hoş görülemez. Belki bir harf yazsam hoca puan verecek yer arıyordur. Hah hah ha. Yok öyle yağma. Bütünlemesi, tek dersi de yok bu işin. Acı çekmeyi kabul edemeyen beynim neden bile bile acıya doğru her türlü engelleri aşa aşa hoplaya zıplaya koşturmama mani olmuyor? Aynada iskeletini görme durumu bende yüzüne dokundukça etleri dökülmüş bir kafatası hissetme şeklinde hâsıl oldu. Elimi nereye atsam bir tutam dökülüp geliyor. Altta sırıtan bir kafatası. Vakarlı olmaya ne kadar da meraklıydım halbuki.. Etlerimle ne kadar örtsem de kafatasımın arsız sırıtışına mani olamıyorum. Görünenin içinde bir görünmeyen var hep. Var biliyorum benim göremeyeceğim çok şey. Gördüklerim bile fazla.
Durduruyorum otobüsü. Yolcular çileden çıkıyormuş. Dursunlar iki dakka be. Dursunlar. Her şey hep yolunda mı gitmek zorunda. Biraz macera katıyorum işte hayatınıza. Çarklar hep düzenli mi işlemeli. Soktum işte çomağı tekere. Çomağım kırıldı.. Saman çöpüymüş meğerse. Ben de kendimi kahraman sanmıştım. Çok utanç verici değil mi. Utanmıyorum artık insanların utanacağımı düşündüğü şeylerden. İnsanlar derkenki eneyi hissedebiliyorsunuz değil mi.. Basbayağı görüyorsunuz, amma da yaptım. İşte insanlar.. Gülüyorum. İşte onlar böyleler. Onlar şöyleler. Konuşurlar ama yapmazlar. Tek işleri patates gibi koltuklarına yayılmaktır. Yeşerir kök de salarlar fırsatını bulurlarsa. Fırsatı verenin suçudur bu da hep. Patates gibi davranan patatesler de işimizi görür aslında şu zamanda. Yada domates gibi domatesler. Yaratık gibi değil. Olması gerektiği gibi. Ha olması gerektiği gibi demişken. Bu normal olanı kasteden bir sözcük değil. Gerçekten olması gerektiği gibi. Kulak memesi kıvamı mıydı? Yok, o başka bir şeydi. Nerden geldim buraya. Ha toparlanamadım. Aklımı kafamı bir türlü yoğunlaştıramaz, tek bir şeye konsantre olamaz oldum. Bir şeyi gerçekten önemseyip ele aldığım zaman, işte bu işi düzgün ve sağ salim yapmalıyım dediğim zaman.. Bir soru çat diye bölüyor işi. Neden? Neden bu işi yapmayı bu kadar istiyorsun? İnsanların takdirini kazanmak, benim de bir şeyler yapabileceğimi ispatlamak.. gibi nedenler beynimde sıra sıra dizelenirken ilk hamlede..işte o anda bütün iştahımı kaybediyor ve işi yapmayı bir anda önemsemez hale geliyorum. Çünkü fark ediyorum ki tek önemsediğim insanlarmış ve asıl sebebimi unutup gitmişim. Ve sonuç yine aynı: çok umursamaz, kaalsiz oluyorum yine yeni ve yeniden. Bu bir kısır döngü haline gelmek üzereyken cılız bir ses, Allah rızası için söz öbeğini fısıldayıveriyor kulaklarıma. Bu işi Allah rızası için yapmalısın. Bu işten Allah razı olur mu peki diye başka bir soru çörekleniyor. Bu işi yaparken nasıl başladın. Seni bu noktaya getiren nedir. Harama helale dikkat ettin mi. Evet diyorum çok dikkatimi çekiyor işin başında bir haramın yol aydınlatıcı meşale gibi dalgalanması. Ben bu işe bir haram vesilesiyle bulaştım. Ama aradığım rızayı ilahi. Hadi oradan demezler mi adama? Diyorlar. Her gün. An be an. İçimdeki benimle dost acı söyler makamından üfleyen sesler.. İçimi boşaltasım kusup kusup rahatlamayı umasım geliyor. Saçmalık olduğunu bile bile.
Kalbim pespembe yumuşacıkmış nede iyi insanmışım derken kendimi öylesine beğenirken birden günahlarım kara yapışkan lekeler gibi aynı sigaranın ciğerde yaptığı gibi karartmaya başlıyor kalbimi kalbime dokunamaz oluyorum zaman geçtikçe. Temas çabalarım hep boşa gidiyor, hareketlerimle yargılamalarım arasında uzun bir zaman hâsıl oluyor bu sebepten. Yaparken beynim yanlış yapıyorsun sinyalleri gönderiyor, ardından pişman olacaksın diye eklemeden de edemiyor. Sonra hava kararıp da karanlık içime işlemeye başlayınca sinyaller kalbe ulaşıyor.. Derken yargı sistemim düz mantıkla bir sonuca ulaşma çabasına giriyor, herkes ne yapıyor böyle durumlarda. Hayır. Hayır. Silkinip kendime gelmeye çalışıyorum. Herkesin ne yaptığı değil, senin ne yapman gerektiğidir önemli olan. Sen kimsin? Aciz bir köle. Ne yapman gerektiğine nereden karar vereceksin ya? İşte burada karmaşık düşünme başlıyor, oku araştır sor. Cımbızla çekiyorsun beyninde milyonlarca yersiz gereksiz amaçsız bilgi kırıntısının arasından o cevher değerindeki ayetleri hadisleri. İstanbul’da Fatihin atının yelesinden düşen kılın gen dizilimini keşfe çıkmak kadar verimli bir girişim oluyor. Boşsun. Bunalıma mı girmek istiyorsun. Buyur, dükkân senin seç beğen al. Üstüne en oturanından olsun. Çünkü yaptığını sandığın tek şeydi üstüne başına tesettürüne dikkat etmek. O konuda da yerin yedi kat altı mertebesine düşürdün kendini tek hamlede. Umursadığın tek şey o insanlar biliyor musun? Topraktan gelip toprağa gidecekken buna sebep nedir ha?
Yüzünün en güzel hali o hal biliyor musun, hani etlerin döküldüğü. O zaman eteğindeki taşları da bir bir dökeceksin. Neyin var neyin yoksa. İşte tekerine hiçbir çomağın işlemeyeceği o çark dönmeye başlayacak.Ön yargıları, kibirleri, gururları, yalanları, dolanları, zalimliği çatırdata çatırdata ezerek.. O zaman içinde zerre miktar iman bulunanların günü olacak. Sen kendini hiç boşuna eğleme. Yapacaksan vakit bu vakittir. Değilse artık çok geç.
Yaptıklarının tek bir söz öbeği ile mucizevî şifalar fışkırtması iradene kalmış. Tek söz. Allah rızası için.. O zaman ben gidiyorum kardeş. Nereye? Dilenmeye.. Dilenmeye. Rahmet, kerem, izzet dilenmeye.. Af dilenmeye. Allah rızası için şu kardeşinize hakkınızı helal edesiniz..Allah rızası için yiyip ve şimdi de Allah rızası için uyuyunuz. Allah kabul etsin.
Şule diye biri
Lise bittikten sonra tekrar bir toparlanamadım gitti. Şuursuzluk, kendini bilmezlik, hayalperestlik aldı başını gidiyor. Mecbur olmadıkça konuşasım gelmiyor. Etrafa çok bakıyorum. Bir sebepten ötürü etraftakiler benim kendilerine baktığımı görmüyor, konuştuğumu işitmiyor gibi geliyor. İnsanları insan gibi görmeye çalıştıkça gözümün önünde başkalaşıp tuhaf bir şeye dönüşüyorlar. İnsan karşısındakinde kendinde olanı görürmüş sözüne binaen kendimi daha çirkin daha ahlaksız daha sefil görüyorum. Kendimi de kendime uzaklaştıkça uzaklaşmış buluyorum. Bu belki de geri dönüşü olmayacak bir ayrılığın başlangıcı. Bir daha kendime gelebilecek miyim? Kendimi bilebilecek miyim? İnsanları insanmış gibi görebilecek miyim? İçimde huzurlu zamanlarımda beni dürten şeytansı nefesi ve nefsi alt edebilecek miyim?
Zamanımın hızla dolduğunu gördüğüm halde nasıl olsa sınıfta kalacak olmanın yeisiyle kâğıda alakasız resimler karalamaya başladım. Çirkin. Çirkin. Çok çirkin ve uygunsuz. Rahatsız edici ve hoş görülemez. Belki bir harf yazsam hoca puan verecek yer arıyordur. Hah hah ha. Yok öyle yağma. Bütünlemesi, tek dersi de yok bu işin. Acı çekmeyi kabul edemeyen beynim neden bile bile acıya doğru her türlü engelleri aşa aşa hoplaya zıplaya koşturmama mani olmuyor? Aynada iskeletini görme durumu bende yüzüne dokundukça etleri dökülmüş bir kafatası hissetme şeklinde hâsıl oldu. Elimi nereye atsam bir tutam dökülüp geliyor. Altta sırıtan bir kafatası. Vakarlı olmaya ne kadar da meraklıydım halbuki.. Etlerimle ne kadar örtsem de kafatasımın arsız sırıtışına mani olamıyorum. Görünenin içinde bir görünmeyen var hep. Var biliyorum benim göremeyeceğim çok şey. Gördüklerim bile fazla.
Durduruyorum otobüsü. Yolcular çileden çıkıyormuş. Dursunlar iki dakka be. Dursunlar. Her şey hep yolunda mı gitmek zorunda. Biraz macera katıyorum işte hayatınıza. Çarklar hep düzenli mi işlemeli. Soktum işte çomağı tekere. Çomağım kırıldı.. Saman çöpüymüş meğerse. Ben de kendimi kahraman sanmıştım. Çok utanç verici değil mi. Utanmıyorum artık insanların utanacağımı düşündüğü şeylerden. İnsanlar derkenki eneyi hissedebiliyorsunuz değil mi.. Basbayağı görüyorsunuz, amma da yaptım. İşte insanlar.. Gülüyorum. İşte onlar böyleler. Onlar şöyleler. Konuşurlar ama yapmazlar. Tek işleri patates gibi koltuklarına yayılmaktır. Yeşerir kök de salarlar fırsatını bulurlarsa. Fırsatı verenin suçudur bu da hep. Patates gibi davranan patatesler de işimizi görür aslında şu zamanda. Yada domates gibi domatesler. Yaratık gibi değil. Olması gerektiği gibi. Ha olması gerektiği gibi demişken. Bu normal olanı kasteden bir sözcük değil. Gerçekten olması gerektiği gibi. Kulak memesi kıvamı mıydı? Yok, o başka bir şeydi. Nerden geldim buraya. Ha toparlanamadım. Aklımı kafamı bir türlü yoğunlaştıramaz, tek bir şeye konsantre olamaz oldum. Bir şeyi gerçekten önemseyip ele aldığım zaman, işte bu işi düzgün ve sağ salim yapmalıyım dediğim zaman.. Bir soru çat diye bölüyor işi. Neden? Neden bu işi yapmayı bu kadar istiyorsun? İnsanların takdirini kazanmak, benim de bir şeyler yapabileceğimi ispatlamak.. gibi nedenler beynimde sıra sıra dizelenirken ilk hamlede..işte o anda bütün iştahımı kaybediyor ve işi yapmayı bir anda önemsemez hale geliyorum. Çünkü fark ediyorum ki tek önemsediğim insanlarmış ve asıl sebebimi unutup gitmişim. Ve sonuç yine aynı: çok umursamaz, kaalsiz oluyorum yine yeni ve yeniden. Bu bir kısır döngü haline gelmek üzereyken cılız bir ses, Allah rızası için söz öbeğini fısıldayıveriyor kulaklarıma. Bu işi Allah rızası için yapmalısın. Bu işten Allah razı olur mu peki diye başka bir soru çörekleniyor. Bu işi yaparken nasıl başladın. Seni bu noktaya getiren nedir. Harama helale dikkat ettin mi. Evet diyorum çok dikkatimi çekiyor işin başında bir haramın yol aydınlatıcı meşale gibi dalgalanması. Ben bu işe bir haram vesilesiyle bulaştım. Ama aradığım rızayı ilahi. Hadi oradan demezler mi adama? Diyorlar. Her gün. An be an. İçimdeki benimle dost acı söyler makamından üfleyen sesler.. İçimi boşaltasım kusup kusup rahatlamayı umasım geliyor. Saçmalık olduğunu bile bile.
Kalbim pespembe yumuşacıkmış nede iyi insanmışım derken kendimi öylesine beğenirken birden günahlarım kara yapışkan lekeler gibi aynı sigaranın ciğerde yaptığı gibi karartmaya başlıyor kalbimi kalbime dokunamaz oluyorum zaman geçtikçe. Temas çabalarım hep boşa gidiyor, hareketlerimle yargılamalarım arasında uzun bir zaman hâsıl oluyor bu sebepten. Yaparken beynim yanlış yapıyorsun sinyalleri gönderiyor, ardından pişman olacaksın diye eklemeden de edemiyor. Sonra hava kararıp da karanlık içime işlemeye başlayınca sinyaller kalbe ulaşıyor.. Derken yargı sistemim düz mantıkla bir sonuca ulaşma çabasına giriyor, herkes ne yapıyor böyle durumlarda. Hayır. Hayır. Silkinip kendime gelmeye çalışıyorum. Herkesin ne yaptığı değil, senin ne yapman gerektiğidir önemli olan. Sen kimsin? Aciz bir köle. Ne yapman gerektiğine nereden karar vereceksin ya? İşte burada karmaşık düşünme başlıyor, oku araştır sor. Cımbızla çekiyorsun beyninde milyonlarca yersiz gereksiz amaçsız bilgi kırıntısının arasından o cevher değerindeki ayetleri hadisleri. İstanbul’da Fatihin atının yelesinden düşen kılın gen dizilimini keşfe çıkmak kadar verimli bir girişim oluyor. Boşsun. Bunalıma mı girmek istiyorsun. Buyur, dükkân senin seç beğen al. Üstüne en oturanından olsun. Çünkü yaptığını sandığın tek şeydi üstüne başına tesettürüne dikkat etmek. O konuda da yerin yedi kat altı mertebesine düşürdün kendini tek hamlede. Umursadığın tek şey o insanlar biliyor musun? Topraktan gelip toprağa gidecekken buna sebep nedir ha?
Yüzünün en güzel hali o hal biliyor musun, hani etlerin döküldüğü. O zaman eteğindeki taşları da bir bir dökeceksin. Neyin var neyin yoksa. İşte tekerine hiçbir çomağın işlemeyeceği o çark dönmeye başlayacak.Ön yargıları, kibirleri, gururları, yalanları, dolanları, zalimliği çatırdata çatırdata ezerek.. O zaman içinde zerre miktar iman bulunanların günü olacak. Sen kendini hiç boşuna eğleme. Yapacaksan vakit bu vakittir. Değilse artık çok geç.
Yaptıklarının tek bir söz öbeği ile mucizevî şifalar fışkırtması iradene kalmış. Tek söz. Allah rızası için.. O zaman ben gidiyorum kardeş. Nereye? Dilenmeye.. Dilenmeye. Rahmet, kerem, izzet dilenmeye.. Af dilenmeye. Allah rızası için şu kardeşinize hakkınızı helal edesiniz..Allah rızası için yiyip ve şimdi de Allah rızası için uyuyunuz. Allah kabul etsin.
Şule diye biri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)