16 Kasım 2011 Çarşamba

Nası bir cümle bu şimdi? Neden ben söylemeden o söylemiş...

Bazen aklım almıyor, onu yalnızca ben, hem de öylesine içten, öylesine dolu dolu severken , ondan başka bir şey görmez, bilmezken, ondan başka hiç bir varlığım yokken, nasıl olur da onu bir başkası da sever, sevebilir?


Goethe

15 Kasım 2011 Salı

Acıya

Çocuk ruhum
Ağla.
Bu gün şeker yok sana.
Kardeşinle paylaş boş avuçlarını
açlık ye
susuzluk iç.
Ta ki
Uzak kardeşinle
Ruhun kaynaşsın.

Şarkılar.. Akrepler..

Mûsikî garip bir şey, ruha dokunur. Gizli kalmış, kimi zaman bilerek üstü örtülmüş duyguları çekip çıkarır gizlendiği yerden. En basit sözleri bile değme süslü edebi metinlerden etkili kılar. Mûsikî garip bir şey, Allah'ı hatırlatır...

Ve bir şarkı bazen bir aşk getirir koyar kalbin tam ortasına.

"Kadınlar sansa da yaşadığını,
Şarkısız kaldıkça yaşamayacak..
Kadınaları şarkılar, akrepler aydınlatır.."

Bir kadına yazılmış en güzel şiirle kapatalım mevzuyu.. Susalım..

Hüdai defterimden bir yazı

İçindeki mutluluğu bin türlü ifade edebiliyor insan.Bazen şarkı söylüyor, bazen resimle, bazen kucaklıyor koskocaman dünyayı. Benim içinse her yol denenmiş ve mutluluk hala taşıyorsa artık mürekkebe karışmaya başlıyor..
Bu damlaların hammaddesi safi mutluluk. Ve sevgi yeterli doygunluğa ulaşınca, insanın kalbi ısınıyor, harareti gittikçe artıyor. O zaman tatlı bir kıskançlık, göze girme çabaları, bir emrine amade oluş tetikleniyor..
İnsan, bir insanı neden sever peki? Herkes kendisi gibi et ve kemik ve kandan ibaret halbuki.. Neden bazı kimseler daha sevgili? Düşüncelerimin etrafına üşüştüğü ateş işte bu sualle tutuştu.. Ve körüklendi sevgi büyüdükçe..
"İnsan ne ile yaşar" dan daha mühim bir mesele benim gözümde, "İnsan ne için sever?", kimi sever? Bu plastik dünyanın, materyalist düşüncenin cevap veremeyeceği bir soru işte. Güzel olan sevilirmiş. Ama çirkin, yüzüne bakılmayacak derecede çirkin bir kimseyi, sadece sözlerine kapılarak sevebilir bir insan. Görmesi bile gerekmez. Ya da anlatilanlarla tanıyıp sever..
Hayranlık başkadır, sevmek bambaşka. Bu, tohumu insan eliyle atılamayacak derecede aziz bir duygu. Ruhî kabiliyetlerin en yücesi..
Ama mutedil bir sevgi, tecrübe gerektiriyor. Bu denli lezzetli bir sevgiyi, ilk kez tadan biri bunca yıl onca sevdiklerini nasıl bir duygu ile sevmiş olabileceğini anlayamıyor.
Halbuki ki bundaki o muhteşem lezzet sadece ve sadece Allah için sevmek olmasından. Bir insan bir insana gerçek bir sevgiyi ancak Allah için severse duyuyor. Bu ana-baba-kardeşe duyulandan da öteye taşınabiliyor zamanla. İşte uğruna can feda edilecek bir muhabbet bu minval üzere doğuyor.

11 Kasım 2011 Cuma

Sade

Bir konudan çok muzdaribim şu zamanlarda. Entellektüel birikimi güzel olan kimseler bazen öyle yazılar yazıyor ki bir cümlesini anlamak için epeyce bir çaba sarfetmem gerekiyor ve neticede büyük kısmını da anlayamıyorum. Çünkü empati yapmadan, sadece kendi kafalarindakini karmaşık bir sistemle kağıda aktarıyorlar ve kendilerinden başkası da tam olarak anlamıyor hiçbir zaman. Hatta ben inanıyorum ki kendileri de farklı bir haleti ruhiye içindeyken okusalar kendileri dahi anlayamazlar.
Allah Âlîm olan olduğu halde, kitabı Kur'an da her yaş ve zekadan bütün insanların birşeyler anlayabileceği kadar sade ve anlaşılır cümlelerle bize seslenir. Bu tabii ki onun mucizelerinden biridir o bir kutsal kitaptır ancak bize ibret olması için Rabbimiz tarafindan inzal edilmiştir. Bu yüzden bizim de elimizden geldiğince yaratıcının bu sünnetini taklid etmemiz gerekir. Mü'min kimse ya hayır konuşur ya da susar. Ama konuştuğu zaman anlaşılır olmalıdır, insanların vaktini alıyorsak onlar bu vakti birşeyler kazanmış olarak tamamlamalı. Yalnız ve yalnızca edebiyat yapmak için süslü kalabalık yazılar yazmak Müslüman kimseye yakışmaz..
Rabbim bize tıpkı Mü'minun suresinde anlatıldığı gibi malayani işlerden yüz çeviren kimselerden olmayı nasibeylesin. Elinden, dilinden mü'minlerin istifade ettiği kimselerden etsin.

10 Kasım 2011 Perşembe

Suni gibi ama gerçek bir cümleyle başlar bazen bir şiir

"Ne çok acı var sokakta"
"Ne çok aç var"
Ne çok gülümsememizi bile esirgedigimiz mendil satan çocuk var
Mendil reklamlarına kanmışlar besbelli,
çünkü orada bir mendille okulun en güzel kızını tavlayabilirdiniz..
Halbuki hay aksi
Onlar toprakla kardeş
Onlar yalın sırt, yalın ayak, yalın bakış
Safi ihtiyaç onlar, çocukluk, yaramazlık..
Bir tebessüme tav olmaya hazır
Yürekleri onların da atıyor yavru serçeler gibi..

Ellerinden tutup bir çay söylesem
Beraber biraz keyif yapsak biraz benim
Benim
Benim
Hayatımdan ince dilimler koysam tabağına
Tadı tuzu eksik
Ayaklarına toprak değmemiş..

Alabildiğine fazla herşey hayatımda.
Belki bu fazlalığı kesip atsam,
bir mendilim kalsa elimde geriye
güneşte başıma örtsem, üşüyünce burnumu gömsem,
belki ölünce kefen bezim olacaktır..
Yıldızlarda yoktu mesela mendil bile bindörtyüz yıl önce..
Çok işe yarar şu mendiller,
dünyayı kurtarmaya muktedir,
her insan bir dünya ise eğer
çakmak gazı çekmekten kurtarsa yeter
Ne dertlerinizi var ki sizin, benim ölsem anlayamayacağım..
İplik yumağı gibi dolanıp kaldınız
Teselliyi çakmakta aradınız
Beynime çakıldınız
Pek kalkıp gidecek gibi görünmüyorsunuz

Hepimiz yalancıyız
Hepimiz riyakar
Hepimiz kibirli
İğrenç! İğrenç
Hepimiz dediğim
ben ve diğer yüzlerim;
Bize kalsa
çoktan karnını deşmiştik dünyanın..

Her an yaratılış var diyoruz
inanmıyorlar.
Ne sandınız, yaşadığı evi toparlamaktan aciz bize kalmış olsaydı şu dünya
ne halde olurdu
düşünmez misiniz?

Ağlama, geldim..

Pembe

Daha kısa evlerden müteşekkil daha küçük bir kasabada, birbirine zarar vermeyen insanlarla beraber mutlu bir hayat istiyorum.
Sonbahar yaprakları birikmiş bahçesinde beyaz boyalı salıncağı sessizce sallanan bir ev.. Dinlemeyi seven bir çınarım olsun, öğüt veren bir de söğütüm. Bak yine sahiplenme kelimeleri dökülüyor ağzımdan. Hayır, ben onların olayım, onlar benim olmasın. İstedikleri hayatı özgürce yaşasınlar, asla bir saksıya koymam onları. O küçük dünyamızda hepimize yetecek kadar toprak olacak nasılsa. Bahçemde hep meyvesiz, faydasiz bitkiler yetiştirmek isterim bir de. Hiç kimseye en ufak bir faydası olmayan, başka dünyalarda olsa kökünü kazımak isteyecekleri bitkiler.. Sadece ve yalnizca ben olmak isterim orada, bir de gözleriyle gülen komşularım olsun. Birbirimizin çöplerine bile şefkatle bakalım. Teknolji kelimesi en büyük hakaret olsun, uzak olsun. Irmak olsun, balıklar olsun.. Sabahken sabah gibi, akşamken akşam gibi olsun. Kimse kimseyi delice sevmesin. Herkes akıllı uslu olsun. Ya da aslında herkes deli olsun. O da olur. Ama herkes derdini de sevincini de sadece ağaçlara söylesin.. Zamanı ölçmeden tartmadan, az ya da çok demeden yaşayalım ölelim.. Kuşlarla uyuyup kuşlarla uyanalım.. Kimsenin sesi kimseden yüksek çıkmasın..
Bütün işlerimi en ufak ayrıntısına kadar emek vererek kendim yapmak istiyorum bir de. İnsan emek vermediği birşeye ümit beslememeli çünkü. Hiçkimse için istemeden bir şey yapmak zorunda olmayayım, kimse bana lutfetmesin, ya da hatır diye bir olgu yokmuş olsun meğerse.. Herkes şarkı söyler gibi mutlu ve kolay yapsın günlük işlerini, kimse keyifsizken şarkı söylemek istemez ki..
Mutluluk kelime olarak değil bir duygu olarak var olsun istiyorum. Kelimeler olmadan anlaşabilelim. Gözlerimizle sevip gözlerimizle gülelim. Kimseye dokunmayalım. Ağaçlara sarılalım. Salıncakta uyuyalım... Havada hep sevdiğimiz kokular...

Şimdilik istediklerim bu kadar..