4 Eylül 2011 Pazar

Misafir


Bayramlık ağzımla yazacağım şimdi:) Bayram süresince özellikle son günlerde o kadar çok gezdik ki insan Yaratan'ın azametine hayran kalıyor..Fotoğraf köyümüze ait..

Dünya bir misafirhane ve bizler de misafirleriz yanlızca, belki birkaç gün bazılarına göre ise sadece bir ağaç gölgesi, gölgelenip yola devam ettiğimiz..Misafir umduğunu değil bulduğunu yer diye bir söz söylemiş atalarımız. Ne kadar da doğru söylemiş, ama gel gör ki bunu az bulsan da kanaat et diye söylemiş. Halbuki biz bu kısacık misafirlik için ne ikramlarla karşı karşıyayız! Nice hayvanat, nebatat, cemadat, bütün bir kainat ev sahibimiz tarafından sadece bizler için özenle hazırlanmış..

O halde övgüye ve teşekküre en layık olan o keremi ihsanı bol olan değil midir? İnsanın bunca ikram karşısında nası teşekkür edeceğini bilememesi vaki değil midir?

8 Mayıs 2011 Pazar

Günlerden bir gün

Bazen aşklar latent devredeki hastalıklar gibi kalpte uykuya dalar. Bir zaafiyet hali olup da uyandığında ise büyük acılar verir insana..

21 Nisan 2011 Perşembe

İstek Parça


Ruhumu karanlık ıssız ve üç tarafı çevrili bir kuytuya yerleştirmek istiyorum. Hatta oranın da en köşesini bulup oraya, kafamı dizlerime çekip, tünemek istiyorum. Kendimi sarabilirmiyim. Örtmek istiyorum pencerelerimi. Kapatmak tüm kapıları.

Her şey ben küçükken balık avladığımız zamanlardaki gibi olsun istiyorum. Tek çıkışa izin vermek ona da izin vermemek istiyorum.Bazen kullandığım kelimeler midemi bulandırıyor, kokuyor gibi. Düşündüğüm şeyler başımı döndürüyor, daha çok düşüncelerden dünyaya döndüğümde şiddetle sarsılıyorum. Hiç bir şey sandığım gibi değil. Olmayacakmış da. Ben terk edilmişim. Kendi halime bırakılmışım ama halime her daim tacizlerini sürdüren çelik pençeler var, acıtıyor kanatıyor ve halinden memnun. Halimi sevmiyorum. Yüzümü örtmek istiyorum. Kimse beni tanımasın istiyorum. Görünmez olmak istiyorum ama bilinmez değil. Ağızları mutluluktan çatlayacakmış gibi genişleyen insanlar görmek istemiyorum. Rüzgar hep serin essin hep yağmur koksun havada her daim hüzün halihazırda mevcut olsun istiyorum.

Tek bakış her şeyi anlatabilsin istiyorum.Dünyaya şöyle bir bakayım ve.. Ve ne olsun bilmiyorum ne bekliyorum bilmiyorum bilmiyorum bilmiyorum…Benim de hayattan ne beklediğimi bilmeye ihityacım var diye arzuhal gönderdim cevabı aldım; ölüm. Hayattan hayvanattan dahi ne bekleyeceğini bilmelisin ki alasın randımanı.. Şimdi hayvanat dedim de. Yine sarsıldı ruhum. Unuttuğum bir hassas bölge sınırına tacavüz edildi sanırım. Red alert light yanıp sönüyor batıp çıkıyor. El ediverseniz de şu batmışı bir iteklesek.

Şaka yapıyorum. Bu sevmeyi hiç istememiş olup çok sevdiğim birinin sünnetidir sık sık yaparım. O kadar ki artık yapma sebebimi unuttum kendimi şakacı sanıyorum uzun zamandır. Tabii ki ciddiyim. Sırtım kambur olacak ben otuzuma gelmeden. Hayır çok çalışmaktan felan değil. Durmadan içime kapanmaktan. İki büklüm oluyorum. Kapanıyorum.

Kapandım.

Ve

Koku.

Acı.

İzler.

Tırnaklar, çizikler. Koku.

Tırnaklar, çizikler. Yaralar. Patlamalar. Olacak şey mi?

Ben sevmediğimde beni sevmeliler mi. Bazen sevmediğin biri tarafından sevilmek acı verici oluyor. Umurumda. Çünki acımasız değilim. Ama bir insan kendini sevmeyen birini sevmemeli. Bunu anlamak çok mu zor. Gönül işi falan değil bu. Düpedüz akılsızlık. Körlük. Sevgini kime yönlendireceğini seçebilirsin bebeğim. Emin ol yapabilirsin.

Öksürük.

Dumansız hava sahası.

Daha konforlu bir hayat lazım. Malzeme lazım boş adamlara. Renkler uyum ve ahenk vardır onların dünyasında. Moda diye bir şey mesela. Bakma sen. Sen eldekilerle kanaat ordusu kurmaya bak. Daha fazlasını hiç isteme. Dünya seninle güzel. Ukba seninle güzel. Beni isteme. Temiz olsun, örtsün yeter senin için. Çünkü sen güzel olansın. Ben seni örtemem. Sen beni örtemezsin. Başkası görsün istemeyiz halbuki gösterişsiz, örtülü olmalı, hicap duyulası. Ama o iş öyle olmuyormuş. Riyakârlar riyakârlara düşmüyormuş. Ya da düşüyormuş da riyadan gerçeği göremez mi olmuşuz. Ne fark eder. Her halükarda ben sana göre değilim. Bende bir hal var.. Ki o hal pek iyiye işaret değil. Her sabah gözlerimi açtığımda kabre girmiş gibi oluyorum tekrar tekrar. Sen sanırsın ki gömülmüşüm bir keresinde kazara ve o anı yeniden yaşıyorum. Ölüm bu kadar ensemdeyken, başa çıkamam bu kadar şeyle. Ne zaman konsantre olacak olsam telaş dolu dünyama, soğuk soğuk üflüyor arkamdan bir nefes. Buz gibi oluyor içim, bunca koşturma niye?

Reklamlar.

Ve gelir en bomba kısmında biter değimli. Hayat da böyle işte. Tek farkla, yeni bölüm yok. Sorry, bütçe yetmedi, reytinginiz de fazla olmadığından bu hayat burada sona erdi. Nokta. Küt diye gitti değil mi. Yapayalnız kaldın o çukurun içinde, elin yüzün toprak doldu. Soğuk ve karanlık. Belki biraz da nemli.. Yarına yetiştireceğin işler, hastaların, yarın görüşeceğin müşteriler, yarın özür dilemeyi düşündüğün arkadaş, yarın almayı düşündüğün imzalar. Nerde? Peki, bu gün yaptıkların? Bu gün tahsil ettiğin faturalar, borçlar, senetler, banka hesabındaki paraların? Dün ve öncesinde yaptığın saçma sapan ihmalkarlıkların. Sen unuttun ama bir unutmayan var. Ve terazi keskin. Ve hesap çetin.

Karanlık.

Ve aydınlık.

Ve izler.

Geçmiş izlerle hatırlanır. İz bırakmayanlar ise sadece ilmi ve kudreti sonsuz olanın hafızasında mevcuttur.

Ve tırnaklar. Çalışma işaretidir, bir çeşit sembol.

Ve öksürük, soğuk rüzgarın bağra vura vura yaptığıdır.

Ve koku. Karanlık ve soğukken toprağın altında. Hele ki nem de varsa.

Ve çizikler, gün saymaktır.

Ve patlamalar amansız bir korkunun eseri; göğüs göğse dövüşmeye yüreği olmayanların tutumu.

Ve acı, olmamasını umduğum ama olması muhtemel olan.

Ve sen, seni sevmeme rağmen beni seveceksen. Ben seni örtemezken sen bana kucak açacak, olanca mümbitliğinle yeşerteceksen. Belki seveceğimi bekleyeceksen. Ve armağan ettiğin bir iz ise bana silinmeyecek. Bekle o zaman filmin koptuğu yere, teslim olduğum ana dek. Acı seninle olacak. Ama kanaat tüm kapıları açar. Sahip olduğundan fazlasını istememeye devam edersen. Belki bir riyakara hak kazanabilirsin. Belki sen de bir riyakarsın. Belki yerin altı üstünden daha cömert olur ikimiz için de.

Ve acı-tatlı son.

Nihayet.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Ben aslında arabesk sevmem

Bakamadığım gözlerin

Yakmayı beceremediğim çerağ..

Seni sevmeme engel

Yağan kül olsa da

Yanan tellenmiyor ellerimde..

Susturuyor idrakimi

Ne varsa artık sesinde

Etrafımda bulut gibi şarmaşık

Sarıp sarmalıyor..

Sanıyorlar ki efkarım şundan ya da bundan

hep sansınlar

Birtek efkarım bilsin seni

O tanısın

O buluşturdu ilk kez zaten senle beni

O bozdu sonra aramızı

Beni senden çok sevmişti

Bırakmadı hala

Kıskanç bir sevgili gibi

Ne zaman görsem seni

Çörekleniyor başıma

Unutma beni

Unutma beni..

kötü alışkanlık

Şimdi anlıyorum ara sıra aniden efkarlanıvermemin sebebini.

Buldum işte sonunda seni

Sevmediğim seni

Sevdiğim

Seni..

27 Eylül 2010 Pazartesi

esinti

Hani bence bazı insanlar vardır, sevilmek için, doğrusunu istersen aşık olunmak için yaratılmış gibilerdir..Ben öyle birini tanıyorum. Ya da çok fazla tanımıyorum.. Ama fark eder etmez onu bu hisse kapıldım.. Aşık olmamamın suçlusu ben miyim o halde? Ben onun sevgisini istiyorum sadece.. Bu beni kutsayacak sanki.. Güzellik tescillenmiş nihayete ermiş yücelere erişmiş olacak..Garip duygular bunlar gündelik hayatta birden dünya kayması gibi geçiveren zihnimin eteklerinden.. Sanki onun gibi konuşmalı ona benzemeliyim diyor bir yanım, ellerimi ona benzer hareket ettirmeli.. Ama o olmaya çalışmak için değil, ona övgü, ona mersiye olsun diye..Bütün dünya onun etrafında dönüyor aslında ve o bundan habersizliğiyle güzelliğini bin misli artırıyor..Yürüyüp geçtiği her yerde bir gizem bir ıtri esans bırakıyor, karşılıklı konuştuğunuzda berrak bir mutluluk geliyor üzerinize.. Sanki adı güllerde durulmuş çiğdemlerden, baharda açan tomurcuklardan, sanki serin sulardan bir katre taşıyor.. Onu sevmek en güzeli sanki..Ama tam olmadan onu nasıl sevmeli.. Sevgimle kirletirmiyim endişesi..Hayır hayır..Ne haddime..Güzeli sevmek sevap olmazsa ne olur ki.. Olsun..Belki beni pirüpak edecektir kim bilir..