29 Ekim 2009 Perşembe

Ölü

Vakit daraldı demiş ya Fethi Gemuhluoğlu. Hakikaten bana da öyle gelmekte. Sanki son demlerimdeyim. Ama hiçbir şey son demlerimde olmasını umduğum gibi değil.
Lise bittikten sonra tekrar bir toparlanamadım gitti. Şuursuzluk, kendini bilmezlik, hayalperestlik aldı başını gidiyor. Mecbur olmadıkça konuşasım gelmiyor. Etrafa çok bakıyorum. Bir sebepten ötürü etraftakiler benim kendilerine baktığımı görmüyor, konuştuğumu işitmiyor gibi geliyor. İnsanları insan gibi görmeye çalıştıkça gözümün önünde başkalaşıp tuhaf bir şeye dönüşüyorlar. İnsan karşısındakinde kendinde olanı görürmüş sözüne binaen kendimi daha çirkin daha ahlaksız daha sefil görüyorum. Kendimi de kendime uzaklaştıkça uzaklaşmış buluyorum. Bu belki de geri dönüşü olmayacak bir ayrılığın başlangıcı. Bir daha kendime gelebilecek miyim? Kendimi bilebilecek miyim? İnsanları insanmış gibi görebilecek miyim? İçimde huzurlu zamanlarımda beni dürten şeytansı nefesi ve nefsi alt edebilecek miyim?
Zamanımın hızla dolduğunu gördüğüm halde nasıl olsa sınıfta kalacak olmanın yeisiyle kâğıda alakasız resimler karalamaya başladım. Çirkin. Çirkin. Çok çirkin ve uygunsuz. Rahatsız edici ve hoş görülemez. Belki bir harf yazsam hoca puan verecek yer arıyordur. Hah hah ha. Yok öyle yağma. Bütünlemesi, tek dersi de yok bu işin. Acı çekmeyi kabul edemeyen beynim neden bile bile acıya doğru her türlü engelleri aşa aşa hoplaya zıplaya koşturmama mani olmuyor? Aynada iskeletini görme durumu bende yüzüne dokundukça etleri dökülmüş bir kafatası hissetme şeklinde hâsıl oldu. Elimi nereye atsam bir tutam dökülüp geliyor. Altta sırıtan bir kafatası. Vakarlı olmaya ne kadar da meraklıydım halbuki.. Etlerimle ne kadar örtsem de kafatasımın arsız sırıtışına mani olamıyorum. Görünenin içinde bir görünmeyen var hep. Var biliyorum benim göremeyeceğim çok şey. Gördüklerim bile fazla.
Durduruyorum otobüsü. Yolcular çileden çıkıyormuş. Dursunlar iki dakka be. Dursunlar. Her şey hep yolunda mı gitmek zorunda. Biraz macera katıyorum işte hayatınıza. Çarklar hep düzenli mi işlemeli. Soktum işte çomağı tekere. Çomağım kırıldı.. Saman çöpüymüş meğerse. Ben de kendimi kahraman sanmıştım. Çok utanç verici değil mi. Utanmıyorum artık insanların utanacağımı düşündüğü şeylerden. İnsanlar derkenki eneyi hissedebiliyorsunuz değil mi.. Basbayağı görüyorsunuz, amma da yaptım. İşte insanlar.. Gülüyorum. İşte onlar böyleler. Onlar şöyleler. Konuşurlar ama yapmazlar. Tek işleri patates gibi koltuklarına yayılmaktır. Yeşerir kök de salarlar fırsatını bulurlarsa. Fırsatı verenin suçudur bu da hep. Patates gibi davranan patatesler de işimizi görür aslında şu zamanda. Yada domates gibi domatesler. Yaratık gibi değil. Olması gerektiği gibi. Ha olması gerektiği gibi demişken. Bu normal olanı kasteden bir sözcük değil. Gerçekten olması gerektiği gibi. Kulak memesi kıvamı mıydı? Yok, o başka bir şeydi. Nerden geldim buraya. Ha toparlanamadım. Aklımı kafamı bir türlü yoğunlaştıramaz, tek bir şeye konsantre olamaz oldum. Bir şeyi gerçekten önemseyip ele aldığım zaman, işte bu işi düzgün ve sağ salim yapmalıyım dediğim zaman.. Bir soru çat diye bölüyor işi. Neden? Neden bu işi yapmayı bu kadar istiyorsun? İnsanların takdirini kazanmak, benim de bir şeyler yapabileceğimi ispatlamak.. gibi nedenler beynimde sıra sıra dizelenirken ilk hamlede..işte o anda bütün iştahımı kaybediyor ve işi yapmayı bir anda önemsemez hale geliyorum. Çünkü fark ediyorum ki tek önemsediğim insanlarmış ve asıl sebebimi unutup gitmişim. Ve sonuç yine aynı: çok umursamaz, kaalsiz oluyorum yine yeni ve yeniden. Bu bir kısır döngü haline gelmek üzereyken cılız bir ses, Allah rızası için söz öbeğini fısıldayıveriyor kulaklarıma. Bu işi Allah rızası için yapmalısın. Bu işten Allah razı olur mu peki diye başka bir soru çörekleniyor. Bu işi yaparken nasıl başladın. Seni bu noktaya getiren nedir. Harama helale dikkat ettin mi. Evet diyorum çok dikkatimi çekiyor işin başında bir haramın yol aydınlatıcı meşale gibi dalgalanması. Ben bu işe bir haram vesilesiyle bulaştım. Ama aradığım rızayı ilahi. Hadi oradan demezler mi adama? Diyorlar. Her gün. An be an. İçimdeki benimle dost acı söyler makamından üfleyen sesler.. İçimi boşaltasım kusup kusup rahatlamayı umasım geliyor. Saçmalık olduğunu bile bile.
Kalbim pespembe yumuşacıkmış nede iyi insanmışım derken kendimi öylesine beğenirken birden günahlarım kara yapışkan lekeler gibi aynı sigaranın ciğerde yaptığı gibi karartmaya başlıyor kalbimi kalbime dokunamaz oluyorum zaman geçtikçe. Temas çabalarım hep boşa gidiyor, hareketlerimle yargılamalarım arasında uzun bir zaman hâsıl oluyor bu sebepten. Yaparken beynim yanlış yapıyorsun sinyalleri gönderiyor, ardından pişman olacaksın diye eklemeden de edemiyor. Sonra hava kararıp da karanlık içime işlemeye başlayınca sinyaller kalbe ulaşıyor.. Derken yargı sistemim düz mantıkla bir sonuca ulaşma çabasına giriyor, herkes ne yapıyor böyle durumlarda. Hayır. Hayır. Silkinip kendime gelmeye çalışıyorum. Herkesin ne yaptığı değil, senin ne yapman gerektiğidir önemli olan. Sen kimsin? Aciz bir köle. Ne yapman gerektiğine nereden karar vereceksin ya? İşte burada karmaşık düşünme başlıyor, oku araştır sor. Cımbızla çekiyorsun beyninde milyonlarca yersiz gereksiz amaçsız bilgi kırıntısının arasından o cevher değerindeki ayetleri hadisleri. İstanbul’da Fatihin atının yelesinden düşen kılın gen dizilimini keşfe çıkmak kadar verimli bir girişim oluyor. Boşsun. Bunalıma mı girmek istiyorsun. Buyur, dükkân senin seç beğen al. Üstüne en oturanından olsun. Çünkü yaptığını sandığın tek şeydi üstüne başına tesettürüne dikkat etmek. O konuda da yerin yedi kat altı mertebesine düşürdün kendini tek hamlede. Umursadığın tek şey o insanlar biliyor musun? Topraktan gelip toprağa gidecekken buna sebep nedir ha?
Yüzünün en güzel hali o hal biliyor musun, hani etlerin döküldüğü. O zaman eteğindeki taşları da bir bir dökeceksin. Neyin var neyin yoksa. İşte tekerine hiçbir çomağın işlemeyeceği o çark dönmeye başlayacak.Ön yargıları, kibirleri, gururları, yalanları, dolanları, zalimliği çatırdata çatırdata ezerek.. O zaman içinde zerre miktar iman bulunanların günü olacak. Sen kendini hiç boşuna eğleme. Yapacaksan vakit bu vakittir. Değilse artık çok geç.
Yaptıklarının tek bir söz öbeği ile mucizevî şifalar fışkırtması iradene kalmış. Tek söz. Allah rızası için.. O zaman ben gidiyorum kardeş. Nereye? Dilenmeye.. Dilenmeye. Rahmet, kerem, izzet dilenmeye.. Af dilenmeye. Allah rızası için şu kardeşinize hakkınızı helal edesiniz..Allah rızası için yiyip ve şimdi de Allah rızası için uyuyunuz. Allah kabul etsin.
Şule diye biri

1 yorum:

Ali Cahit dedi ki...

bunu kendine yazmışsın belli, ben çok karışmayayım :D